Ülke Tanıtımı

Almanya

ALMANYA

Almanya

Almanya resmi ismiyle Almanya Federal Cumhuriyeti;  Orta Avrupa’da bulunan bir ülkedir. Kuzeyinde Kuzey Denizi, Danimarka ve Baltık Denizi; doğusunda Polonya ve Çekya’nın güneyinde Avusturya ve İsviçre; batısında Fransa, Lüksemburg, Belçika ve Hollanda bulunur. Ülke, coğrafi olarak ılıman iklimdir. Topraklarında yaşayan yaklaşık 83 milyon kişilik nüfusu ile Avrupa Birliği’nin en büyük nüfusuna sahiptir ve bu nüfusun, Birleşmiş Milletler tahminine göre, %14,88 oranında göçmenlerden oluşmasıyla Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra, dünyanın en çok göç alan ikinci ülkesidir. Ülkenin başkenti Berlin, aynı zamanda en yüksek nüfuslu şehri olup Berlin’i sırasıyla Hamburg, Münih ve Köln takip eder.

ALMANYA

Almanya Şehirleri

Berlin

Berlin, Almanya’nın başkenti ve en büyük şehridir. Berlin, aynı zamanda bir eyalettir.
II.Dünya Savaşı öncesinde 6,1 milyon kişinin yaşadığı şehirde 2018 itibariyle 3,75 milyon kişi yaşamaktadır. Berlin, Kuzey Almanya’da, Spree ve Havel nehirlerinin arasındaki kumluk bölgeye kuruludur. Şehir 1961’den 1990’a kadar, “utanç duvarı” olarak da bilinen Berlin Duvarı tarafından Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye bölünmüştür. Ana havaalanları Berlin Tegel ve Berlin Schönefeld’dir.

1- Brandenburg Kapısı : Prusya Kralı III. Friedrich Wilhelm’in emri doğrultusunda 1788-1791 yılları arasında inşa edilmiş.
Mimar Carl Gotthard Langhans’ın Atina’daki Akropolis’in ana giriş kapısından esinlenerek tasarladığı kapı; 26 metre yüksekliğe, 65,5 metre uzunluğa ve 11 metre derinliğe sahip.
Almanya’da Neo-Klasik mimariyle inşa edilmiş ilk ve en çekici yapılardan biri olan kapıyı, 2 sıra halinde dizilmiş Dor düzenli 12 sütun destekliyor

2- Reichstag (Parlamento Binası) : Kentin en önemli simgelerinden biri olan Reichstag‘ın ikonik tasarımı, 1982 yılında düzenlenen bir yarışma sonucunda belirlenmiş. Bu yarışmayı kazanan Paul Wallot’un çizimlerine bağlı kalınarak 1884-1894 yılları arasında inşa edilen parlamento binası, Yüksek Rönesans ve Klasisizm akımlarından izler taşıyor. Binanın girişinde ziyaretçileri ünlü “Dem Deutschen Volk (Alman Halkı’na)” yazısı karşılıyor.
Yapıya ilginin yıl boyunca yüksek olmasını, çatısını süsleyen cam kubbe sağlıyor. Yeniden yapımı 1999 yılında tamamlanan kubbe hem gezginlere panoramik Berlin manzarasını izleme fırsatı veriyor hem de bina içerisine daha fazla güneş ışığı girmesine imkân tanıyor.

3- Berliner Dom (Berlin Katedrali) : Müzeler Adası üzerinde yükselen Berliner Dom, Yüksek Rönesans stilinde bir kilise olarak 18. yüzyılın başında inşa edilmiş. Yapıya görkem katan kubbelerse II. Friedrich döneminde Carl von Gontard gözetiminde eklenmiş.
1943 yılındaki çarpışmalar sırasında çıkan yangınla kullanılamaz hale gelen yapı, 1993 yılında başlanan restorasyon çalışmasına kadar ziyarete kapalı kalmış.
2006 yılında kapılarını yeniden ziyaretçilerine açan katedralde Hohenzollern Hanedanı üyelerine ait mezarlar bulunuyor. Yıl içerisinde konserlerin düzenlendiği Neo-Barok tarzdaki yapının çan kulesine çıkarsanız, Mitte ve çevresinin etkileyici manzarasını izleyebilirsiniz.

4- Berlin Duvarı & East Side Gallery : 13 Ağustos 1961’den 9 Kasım 1989’a kadar Berlin Duvarı kenti Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye böldü. 46 kilometre uzunluğundaki duvar, kentin batı kısmını ablukaya almak amacıyla inşa edilmiş.
Ancak 1989 yılında Doğu Alman bir yetkilinin televizyonda yaptığı bir açıklama sonrasında tamamına yakını Berlin halkı tarafından yıkılmış.
Birbirine paralel dizilmiş iki sıra taş ile varlığını hissettiren “Utanç Duvarı“ndan geriye kalan en önemli bölümü East Side Gallery oluşturuyor.
1,3 kilometre uzunluğa sahip anıt, 20’den fazla ülkeden gelen 105 sanatçının çalışmalarından oluşuyor. 1990 yılında ziyarete açılan galerinin en ilgi çekici kısımlarını Dmitri Vrubel ve Birgit Kinder’in çizimleri oluşturuyor.

5- Alexanderplatz : Kente seyahat eden gezginlerin Berlin gezilecek yerler listelerine mutlaka dâhil ettikleri bir diğer mekânsa sosyal açıdan canlı Alexanderplatz.
Mitte ilçesinin merkezi konumundaki meydanın bulunduğu alan Orta Çağ’da sığır pazarı, daha sonraki dönemlerde ise askeri amaçlar için kullanılmış.
1809 yılında kenti ziyaret eden Rus Çarı I. Alexander’ın adıyla anılmaya başlanan meydan, günümüzdeki görünümünü büyük oranda 1971 yılında tamamlanan inşa sürecinin ardından edinmiş.
1989 yılında bir milyondan fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen Doğu Alman Hükümeti’ne yönelik protesto gösterilerine sahne olan meydanda, zengin alışveriş fırsatlarını bünyesinde barındıran Alexa faaliyet gösteriyor.

6-Potsdamer Platz : Kentsel dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olan Postdamer Platz, 1920’li yıllara kadar kentin ana arteri konumundayken II. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş dönemlerinde duvarın da etkisiyle ıssız bir alan haline gelmiş.
1990’lı yıllarda başlatılan proje kapsamında meydan çevresine sırasıyla Daimler City, Sony Center ve Beisheim Center inşa edilerek bölge, kentin önemli cazibe merkezlerinden birine dönüştürülmüş.
Günümüzde Amerikan ve Avrupa kent stillerinin bir karışımı olarak nitelendirilen meydanda gün boyunca yerel sanatçılara ait çalışmalar açıkhava sergileri vasıtasıyla halka tanıtılıyor.
Meydanın bir köşesinde bulunan Berlin Duvarı‘na ait kalıntılara ise sakız yapıştırmak uzun süre önce adet olmuş. Meydanda gündüz bir yere oturup sergilenen sokak performanslarını izleyerek keyifli vakit geçirebilirsiniz ya da gece buraya gelip kentin en büyük konser alanlarından olan E4 Club’ta sabahın ilk ışıklarına kadar eğlenebilirsiniz

7-Checkpoint Charlie : East Side Gallery ile birlikte duvardan geriye kalan en önemli bölüm konumundaki Checkpoint Charlie, Amerikan Ordusu tarafından 1961-1990 yılları arasında geçişleri kontrol altında tutmak için kullanılmış.
Kapı, NATO kontrolündeki 3. geçiş noktası olmasından dolayı bu isimle anılıyor. Faaliyette olduğu dönem içerisinde birçok diplomat, gazeteci ve diğer yabancı ziyaretçiler bu kontrol noktasından Doğu Almanya’ya geçiş yapmış.
Amerikan ve Rus kuvvetleri arasında gerilimli anların yaşanmasına da neden olan kapı, büyük oranda orjinalliğini koruyor. Batıya kaçma teşebbüsleri başta olmak üzere kapı faaliyetteyken meydana gelen olaylara dair ilgi çekici belge ve fotoğraflarsa kulübeye yakın konumdaki Haus am Checkpoint Charlie adlı müzede sergileniyor.

8-Müzeler Adası : Mitte ilçesi sınırları içerisindeki Müzeler Adası, tarihe ve sanata meraklı bireylerin Berlin’de yoğun ilgi gösterdikleri bölgelerin başında geliyor.
U-Bahn’ın 6; S-Bahn’ın ise 1, 2, 5, 7, 25 ve 75 numaralı hatları vasıtasıyla rahatça ulaşabileceğiniz ada üzerinde Berlin Katedrali dışında zengin koleksiyonlara sahip 5 müze faaliyetlerini sürdürüyor.
Altes Museum, adından da anlayabileceğiniz üzere, adada açılan ilk kültürel tesis. Karl Friedrich Schinkel tarafında tasarlanan binasında 1830 yılında ziyaretçilerini ağırlamaya başlayan müzede antik Yunan ve Roma dönemi eserleri sergileniyor.
Friedrich August Stüler’in imzasını taşıyan görkemli bir binada 1841’de faaliyete geçen; ancak II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar aldığı için 2009’a kadar kapalı kalan Neues Museum‘un koleksiyonu, Antik Mısır ve tarih öncesi devirlere ait birbirinden değerli parçalardan oluşuyor.
1876’da açılan Alte Nationalgalerie içerisinde ise 1815-1848 yılları arasında Prusyalı sanatçılar tarafından yaratılmış eserler bulunuyor.
Yenileme çalışmaları 2005 yılında tamamlanan Bode-Museum, Orta Çağ’dan 18. yüzyılın son dönemlerine kadarki zaman aralığında üretilmiş heykelleri bünyesinde barındırıyor.
Adada ziyaret edebileceğiniz son yer olan Pergamonmuseum‘un odak noktasında ise Ege Bölgesi’nde kurulmuş en büyük krallıklardan biri yer alıyor.

9- Berliner Fernsehturm : 365 metrelik uzunluğu ile Berlin’deki en yüksek yapı konumundaki Berliner Fernsehturm‘un yapım fikri 1950’li yıllarda ortaya atılmış.
Doğu Alman mimarlar Fritz Dieter, Günter Franke ve Werner Neumann’ın gözetiminde 1960-1964 yılları arasında inşa edilen televizyon kulesinin açılışı ise 1969’da yapılmış.
Günümüzde Berlin’in en ikonik yapıları arasında sayılan kule, tıpkı Brandenburg Kapısı gibi birleşik Almanya’nın simgelerinden birini oluşturuyor.
Kulenin her yıl 1 milyondan fazla ziyaretçiyi kendisine çekmesinde sunduğu manzaranın payı büyük. Panoramik Berlin manzarasını konukların gözleri önüne seren küre şeklindeki gözlem alanının yerden yüksekliği 200 metre.

10-Charlottenburg Sarayı : Almanya’da Fransız tarzında düzenlenmiş ilk Barok bahçeyi bünyesinde barındıran Charlottenburg Sarayı, Prusya Prensesi Sophie Charlotte von Brandenburg için yazlık saray olarak 1695-1699 yılları arasında inşa edilmiş.
Yapı, Büyük Friedrich’in emri doğrultusunda 1740-1742 arasında genişletilerek günümüzdeki görünümünü almış. Hohenzollern Hanedanı döneminden kalma en büyük ve önemli yapı konumunda olduğu için saray, kente seyahat eden tatilcilerin Berlin gezilecek yerler listelerinde kendisine kolaylıkla yer bulabiliyor.
İlk tasarımını Arnold Nering’in, genişletme sürecindeki planlarıysa Georg Wenzeslaus von Knobelsdorff’un yaptığı sarayın en önemli bölümlerini, Altın Galeri ve Beyaz Salon oluşturuyor.
Antonie Watteau’nun tabloları ile süslenmiş görkemli yapıda ayrıca Yeni Köşk, Belveder ve Kraliçe Louise’in mezarının bulunduğu Anıt Mezar da oldukça ilgi görüyor.

11-Holocaust Anıtı : Naziler’in gerçekleştirdiği soykırım sırasında hayatını kaybeden Yahudiler’e adanan Holocaust Anıtı‘nın yapım fikri, gazeteci ve yazar Lea Rosh ile tarihçi Eberhard Jäckel’in 1980’li yıllarda başlattıkları girişime dayanıyor.
Alman Parlamentosu, 1999’da Peter Eisenmann’ın taslağına bağlı kalınarak anıtın inşasına karar vermiş. 2003 yılında başlatılan yapım süreci sonrasında soykırımı ve katliamı hatırlatması amaçlanan yapı 2005’te ziyarete açılmış.
II. Dünya Savaşı sırasında yaşamını kaybeden 6 milyon Yahudi’ye adanan anıt, 19 bin metrekarelik alanı kaplıyor. Bu alan içerisinde her biri 2,38 metre uzunluğa ve 0,95 metre genişliğe sahip 2.711 beton blok bulunuyor.

12-Kreuzberg : Türk nüfusun yoğunluğundan dolayı “Küçük İstanbul” yakıştırması yapılan Kreuzberg, Berlin’in çok kültürlü yapısını yansıtıyor.
Göçmenlerin yaşadığı SO 36 ile Alman ağırlıklı nüfusa sahip SW 61 olmak üzere 2 kısımdan oluşan yerleşim, bir zamanlar Berlin’in en fakir bölgesi imiş.
Günümüzde ise sosyal ve kültürel açıdan kentin en sıra dışı yerlerinden biri olarak gösteriliyor. Semt ayrıca II. Dünya Savaşında Naziler tarafından kullanılan Sachenhausen Toplama Kampı’na yakın mesafede yer alıyor.
Adım attığınız her yerinde Türkçe levhalar ve Türk kökenli vatandaşların işlettiği dükkânlar görebileceğiniz semt, 1980’lerin sonundan 1990’ların ortasına kadar 36 Boys Çetesi‘nin faaliyetlerinin merkezindeymiş.
Burada yetişen “Killa” Mustafa Çakallar rap albümleri ve sosyal çalışmaları ile Türkçe’nin Avrupa’da tanınmasına katkı sağlamış.

13-Bergama Müzesi (Pergamon Museum) : Müzeler Adası üzerinde yer alan Bergama Müzesi, Alman arkeologlar tarafından Anadolu’da gerçekleştirilen kazılar sonucunda gün ışığına çıkarılan eserlerin sergilenmesi ve korunması amacıyla 1910 yılında kurulmuş.
Adını aldığı Bergama Krallığı’na ve Milet Antik Kenti’ne ait kalıntıları bünyesinde barındırdığı için zamanla popüler hale gelen kültürel tesis, 1910-1930 yılları arasında Alfred Messel’in tasarımına bağlı kalınarak Ludwig Hoffmann gözetiminde inşa edilen gösterişli bir binada faaliyetlerini sürdürüyor.
Müze; Antik Eserler Koleksiyonu, Ön Asya Müzesi ve İslam Sanatları Müzesi adını taşıyan 3 bölümden oluşuyor. Yalnız koleksiyonundaki en değerli parçalar olan Bergama Sunağı, Milet Pazar Kapısı, İştar Kapısı ve Babil Alay Yolu’nun bulunduğu bölüm, yenileme çalışmaları nedeniyle 2014 yılından beri ziyarete kapalı tutuluyor.

14-Tiergarten : Mitte ilçesinde yer alan Tiergarten, 210 hektarlık alanı ile Berlin’in en büyük parkı unvanının sahibi konumunda. Parkın bulunduğu alan, 16. yüzyılda kraliyet üyeleri tarafından avlanma sahası olarak kullanılmış.
Alana park kurulması fikri, ilk kez 17. yüzyılın sonlarına doğru III. Friedrich tarafından ortaya atılmış. Bu doğrultuda en kapsamlı çalışmalar, 1833-1838 yılları arasında Peter Joseph Lenné gözetiminde gerçekleştirilmiş.
Görkemli park, II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar almış ve sınırları içerisinde barındırdığı ağaçların tamamı yakıt sıkıntısı çeken halk tarafından kesilmiş. Ancak Almanya’nın çeşitli bölgelerinden yapılan bağışlarla park, 1949’da kaybettiği orman dokusunu geri kazanmış.
Yerel halk için özellikle yazın popüler bir kaçış noktası konumundaki yeşil alanda, en görkemli kısım olarak Zafer Anıtı gösteriliyor. Berlin Hayvanat Bahçesi‘nin de faaliyet gösterdiği parkta sanata ve kültürel aktivitelere ilgi duyan bireyleri kendisine çeken yerse Haus der Kulturen der Welt.

15-Kaiser Wilhelm Anıt Kilisesi : Berlin gezilecek yerler listenize dâhil edebileceğiniz bir diğer tarihi yapıysa, Charlottenburg semtindeki Kaiser Wilhelm Anıt Kilisesi.
Dini yapı, Almanya’nın ilk kralı I. Wilhelm anısına 1891-1895 yılları arasında Franz Schwechten gözetiminde inşa edilmiş. Neo- Romantik tarzda tasarlanan kilise, 1895’te görkemli bir törenle hizmet vermeye başlamış.
Breitscheidplatz üzerindeki kilise, 1943 yılında gerçekleşen bir bombardıman sırasında ağır hasar almış. Eski kiliseden geriye kalan bölümler o günden beri anıt statüsünde korunmaya devam ediyor. 1961’de tamamlanan ve petek görünümlü yeni ibadet alanı ise bu kalıntıların hemen yanı başında bulunuyor

16-DDR Müzesi : Berlin Katedrali’nin tam karşısında yer alan DDR Müzesi, Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ndeki günlük yaşamı merak edenlere birbirinden değerli bilgiler sunuyor.
Peter Kenzelmann’ın çabaları sonucunda 2004 yılında kapılarını ziyarete açan kültürel tesisin koleksiyonu, 27 farklı tema alanında sergileniyor. Bu alanların bazıları multimedya gösterimlerine ayrılmış.
Müzenin koleksiyonu içerisinde en ilgi çekici parçaları; Doğu ve Batı Almanya arasında oynanan maçta kullanılan top, eskiden bakanlık filosunun parçası olan Volvo otomobil ve Sosyalist Parti’nin toplantı salonundan alınan masa oluşturuyor. Ayrıca müzeyi gezerken Erfurt ve Bautzen’den getirilen orjinal eşyalarla oluşturulmuş cezaevi hücrelerini de inceleyebilirsiniz.
Başta Müzeler Adası’nda olmak üzere Berlin’de birçok klasik müze var. Ama benim ilgimi en çok DDR Müzesi çekti açıkçası. Ufacık kapalı bir alan belki haddinden fazla kalabalık olsa da sahip olduğu farklı yapısı ile zamanı olan gezginler için alternatif bir gezi noktası. Özellikle Doğu Berlin dönemine ait bir şekilde dekore edilen ufak ev oldukça ilgi çekici.

17-Gendarmenmarkt : Bir zamanlar askerlerin yürüyüş yaptıkları Gendarmenmarkt, bugün birçokları tarafından Berlin’in en güzel meydanı olarak gösteriliyor.
Adını II. Friedrich önderliğindeki birlikler tarafından yok edilen Fransız süvari alayından alan meydan, 17. yüzyılın sonlarına doğru Johann Arnold Nering’in çizdiği plana bağlı kalınarak inşa edilmiş. Meydan çevresinde kurulan yerleşim bölgesine, Fransa’dan kaçan Protestan topluluk yerleştirilmiş.
Noel zamanında renkli atmosfere sahip bir pazarın kurulduğu meydanın ortasında Şair Friedrich Schiller’in heykeli bulunuyor.
Klasik müzik tutkunlarının açık hava etkinliklerini izlemek için yazın akın ettikleri meydandaki kilisenin Deutscher Dom isimli kulesinde Alman parlamento tarihine ışık tutan koleksiyon sergileniyor. Französischer Dom‘un içerisinde ise Huguenot Müzesi hizmet veriyor

18- Ihlamurlar Altında (Under der Lindenl)
Brandenburg Kapısı’ndan Berlin Katedrali’ne kadar uzanan 1,5 kilometrelik Under der Linden, kentin en eski ve belki de en büyüleyici bulvarı.
1573’ten beri kullanımdan olan yola eşsiz bir görünüm kazandıran ağaçlar, 1647’de dikilmeye başlanmış. 1701 yılından sonra kraliyet ailesinin gücü arttıkça yolun geliştirilmesine ve çevresine etkileyici mimariye sahip binaların inşasına hız verilmiş.
Doğu tarafında der Alte Fritz isimli anıtın bulunduğu bulvardaki Neo-Klasik stile sahip Neue Wache, savaş kurbanlarının ve diktatörlüğün karanlık yüzünün unutulmaması gerektiğine vurgu yapıyor.
Doğu Alman hükümeti tarafından miting alanı olarak kullanılan Lustgarten, birleşimin ardından orijinal haline dönüştürülmüş. Yine aynı dönemde yıkılan Stadtschloss ile opera salonunun ise yeniden yapım çalışmaları devam ediyor.

19-Victory Column : Tiergarten Parkı’nın kalbinde yer alan Victory Column, Heinrich Strack tarafından tasarlanmış. İnşasına 1864’te başlanan anıtın yapım amacı, aynı yıl içerisinde Danimarka’ya karşı kazanılan zaferin kutlanmasıymış.
1873 yılındaki tamamlanma sürecine kadar eserin galibiyetle sonuçlanan Avusturya ve Fransa savaşlarını da simgelemesine karar verilmiş.
Anıt, ilk başta bugün Platz der Republik olarak adlandırılan Königsplatz Meydanı’nda yer alıyormuş. Ancak 1938’de Hitler’in emriyle bugünkü yerine taşınmış ve Berlin’in dünyanın başkenti olduğu fikrini desteklemesi için yapıya 4. kısım eklenerek yüksekliği 67 metreye çıkartılmış.
Yapıya görkem katan üst kısımdaki Roma zafer tanrıçası Victoria’yı temsil eden bronz heykel, Friedrich Drake’in imzasını taşıyor. 35 ton ağırlığa, 8,30 metre yüksekliğe sahip heykelin hemen altında ise kentin büyük bölümüne hâkim bir seyir terası bulunuyor

20-Sony Center : Berlin gezilecek yerler listenizin son sırasını, alışveriş yapmak ve keyifli saatler geçirmek için Sony Center‘a ayırabilirsiniz. Postdamer Meydanı’nda yer alan çok amaçlı tesis içerisinde vizyonda olan filmlerin gösteriminin yapıldığı 8 sinema salonu bulunuyor.
Farklı konseptlere sahip bu salonlarda Berlin Film Festivali kapsamında da etkinlikler düzenleniyor. Legoland Discovery Center gibi çocuklara yönelik bölümlere sahip eğlence kompleksinde Sony ürünlerinin satışı 1000 metrekarelik mağazada gerçekleştiriliyor.
Sony Center, en göz alıcı halini ise Noel zamanında konuklarına sergiliyor. Mimari açıdan zaten yeterince gösterişli olan çatısı, Noel pazarının kurulduğu dönemde 100 bin ışık kaynağı kullanılarak büyüleyici bir görünüme kavuşturuluyor.
Pazarda ayrıca geleneksel lezzetler konuklara sunulurken, düzenlenen eğlencelerle ortam daha da renkli hale getiriliyor

berlin

Almanya’nın en önemli kentlerinden biri olan Hamburg; Berlin’den sonra en kalabalık ikinci şehirdir ve Avrupa’nın ikinci en büyük limanına ev sahipliği yapar. Kanallarla birbirine bağlı olan bu şehirde yaşam çok eskiye dayanır.

1-Rathausmarkt : Göz alıcı güzelliğe sahip Rathausmarkt, her daim canlı atmosferini bünyesinde barındırdığı alıveriş olanaklarına borçlu. Burada ayrıca birçok kafe ve restoran da bulunuyor.

2-Fischmarkt : Pazar günleri kurulan bu pazarda sadece deniz ürünleri değil, meyve sebzede satılmaktadır. Pazarı‘nın kurulduğu alan, eğlence tutkunları için farklı bir anlam ifade ediyor. Çünkü buradaki alternatif gece kulüpleri, cumartesi 00.00’dan itibaren konuklarına sabahın ilk saatlerine kadar süren keyif dolu anlar yaşatıyor. Tabii sonrasında bu mekânlardan çıkan gençler, karınlarını doyurmak için soluğu pazarda alıyor

3-St. Michael’s Church : Kuzey Almanyada
Protestanlar tarafından kullanılan dini yapı.

hamburg

4-Miniatur Wunderland : Hamburg tatiliniz esnasında dilerseniz Miniatur Wunderland‘a gidip dünyanın en büyük demiryolu minyatürünü detaylıca inceleme fırsatı bulabilirsiniz.

5- Planten un Blomen : Kentte, Hamburg gezilecek yerler listenize dâhil edebileceğiniz oldukça büyük ve güzel yeşil alanlar da bulunuyor. 47 hektarlık alanı kaplayan gösterişli Planten un Blomen, bu yeşil alanların başında geliyor.

Munih

munih

Münih, Berlin ve Hamburg’dan sonra Almanya’nın en büyük üçüncü kentidir. Bavyera eyâletinin en büyük şehri ve başkentidir. Avrupa Birliği’nin onikinci en büyük şehridir. Şehir, 2017 sayımına göre 1,4 milyon nüfusa sahiptir. Civarındaki nüfusla bu rakam 2,6 milyona ulaşır.

1-Marienplatz : Kentin kurulmasının ardından meydan, bir süre suçluların cezalandırıldığı ve idamların gerçekleştirildiği bir yer olarak kullanılmış.
Son yaşanan veba salgını sırasında ise yerel halk burada Meryem Ana’ya dua etmek için toplanmış. Hatta 1658 yılında meydanın ortasına, adını aldığı dini şahsiyeti tasvir eden bir heykel yerleştirilmiş.
Günümüzde meydan, tarihi dokusu nedeniyle gezginlerin Münih’te ziyaret ettikleri gözde yerlerden biri olmayı sürdürüyor

2-Frauenkirche : Kilisenin yapımı sırasında yaşanan finansal zorluklar, kuleleri başta olmak üzere birçok kısmının inşasının farklı yıllarda tamamlanmasına neden olmuş.
Mesela İtalyan Rönesans stilindeki yapının kubbesi, 1524 yılında tamamlanabilmiş. Malzeme yetersizliğinden farklı uzunluklara sahip olan kulelerin inşası ise 1525 yılında bitirilebilmiş
Kilisenin, iç kısmındaki süslemelerin büyük kısmı II. Dünya Savaşı sırasında yok edilmiş. Ağır yıkıma rağmen girişindeki “Şeytanın Ayağı” gibi ilginç bir detay varlığını korumayı başarmış.
Güney Kule’den seyredilebilen kent manzarası, zaman içerisinde iki farklı şehir efsanesinin doğmasına neden olan ayak izinin dışında gezginleri yapıya çeken en önemli özellik olarak öne çıkıyor. Kilisede ayrıca Kral IV. Ludwig başta olmak üzere birçok önemli ismin mezarı bulunuyor.

3-St. Peter Kilisesi : İçerisine girdiğinizde Alman sanatının yüzlerce yıl içerisindeki değişimine dair önemli ipuçları bulabileceğiniz St. Peter Kilisesi‘nin tarihi, 12. yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor.
Bu nedenle kentin en eski dini yapısı olarak kabul edilen kilise, 1327’deki büyük yangının ardından Gotik tarzda genişletilmiş. 17. yüzyılın başlarında ise Rönesans ve Barok stillerinin harmanlandığı bir tasarımla baştan aşağı yenilenmiş.

4-Neues Rathaus : Neues Rathaus ya da dilimizdeki adıyla Yeni Belediye Sarayı, 1898-1905 yılları arasında inşa edilmiş. Neo-Gotik stilde tasarıma sahip yapının iç kısmındaki 400 oda, kent yönetimi ile ilgili çeşitli birimler tarafından kullanılıyor.
Bu nedenle gezginler, sadece haftanın belirli günlerinde düzenlenen rehberli turlara katılarak yapının içerisindeki bölümleri gezebiliyor.

5-İngiliz Bahçesi : Avrupa’nın en büyük kent parkları arasında sayılan İngiliz Bahçesi, 1789’da Karl Teodor’un Isar Nehri kıyısına halkın kullanabileceği bir yeşil alan oluşturulması yönündeki emri doğrultusunda kurulmuş.
Günümüzde konuklarına sunduğu keyifli olanaklar nedeniyle gezginlerin Münih gezilecek yerler listelerinin vazgeçilmezlerinden biri olan park, 3,7 kilometrekarelik alanı kaplıyor.

Almanya Mutfak Kültürü

Et, sosis, ekmek, peynir ve sebze çeşitleri, Alman mutfağının olmazsa olmazları arasında. Sebzeler arasında ise patates ve kuşkonmazın daha ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Ancak sebzeler genellikle ana yemek değil, garnitür görevini üstleniyor. Özellikle söz konusu Avusturya’ya daha yakın olan Bavyera’nın yemekleri olduğunda, ana yemeklerin merkezini kırmızı et ve sosis çeşitleri alıyor.

Brezel : Alman mutfağına özgü bir simit çeşidi olan Brezel, genellikle atıştırmalık ya da aperitif şeklinde tüketiliyor.
Şnitzel : Şnitzel esasen Avusturya mutfağından çıkma bir lezzet olsa da uzun yıllardan beri Alman yemek kültürünün de sembol yemeklerinden biri olarak kabul ediliyor. Sırasıyla una, yumurtaya ve ekmek kırıntılarına bulanan kemiksiz et filetonun derin yağda kızartılması sonucunda hazırlanan şnitzel, genellikle baharatlı tereyağı ve limon dilimi eşliğinde servis ediliyor.

almanya mutfak

Spargel : Beyaz kuşkonmaz kullanılarak hazırlanan Spargel, Hollandez sos ya da eritilmiş tereyağı ile servis ediliyor. Bazı reçetelerde kuşkonmazlara domuz pastırması da eşlik edebiliyor.
Wurst : Alman yöresel yemekleri dendiğinde akla onlarca farklı çeşidiyle sosislerin gelmesi çok doğal. Almancada “wurst” olarak adlandırılan domuz sosisleri, ülkenin her bölgesinde farklı çeşitler ve isimlerle karşımıza çıkabiliyor. En ünlü wurst çeşitlerinden biri, kökeni Nürnberg şehri olan Bratwurst. Ayrıca, ince dilimler halinde kesilen sosisin köri ve ketçapla çeşnilendirilmiş hali olan Currywurst da Berlin’in en popüler sokak lezzetleri arasında yer alıyor.
Rouladen : Rouladen yapımında ince et dilimleri; pastırma, hardal, turşu ve soğan kullanılarak hazırlanan bir harçla sarılıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir